24 Eylül 2009 Perşembe

Zorunlu ara

Aceto'dan esinlenmedim bu başlığı yazarken. Çünkü bu vereceğim ara blogu ilk kurduğumda da aklımdaydı yeni aklıma gelen bir şey değil yani.

Memleketimin her vatandaşı bu çileyi çekmiştir mutlaka. Şimdi sıra bizde! Evet ÖSS'den bahsediyorum. Sıradaki kurbanları biziz. Önümüzdeki sene bilgisayar ve internete erişimim mümkün olmayacak hazirandaki sınava kadar. Ondan sonra Sınır Tanımayan Blog tüm hızıyla devam edecek şüpheniz olmasın.

1 mart 2009'da temelleri atılmıştı blogun. O günden bu yana tamamen özgün içerik kullanmaya gayret ettim. Sadece içerikte değil konularda da özgün olmaya çalıştık. Kuruluş gayemiz Selçuk Üniversitesi basketbol takımı, Liverpool ve Konyaspor ile alakalı gözden uzak konulara parmak basmak idi. İlk başta NBA ile alakalı farklı projelerim vardı. Sonra onların da iptal olmasıyla bloga NBA ile alakalı postlar da girilmeye başlandı.

Özgün olmak dedik. Çünkü birbirinin kopyası belki de yüzlerce futbol blogu var piyasada. Tamam kopyala-yapıştır demiyorum ama aynı konulara parmak basıp duran bir sürü bloglar... Bu sıkıcı düzeni kırmaya bir kurşun da biz atmaya çalıştık. Özgün olma uğruna çok seyrek post girdiğim zamanlar oldu. Zaten bu blogu bir haber bülteninden ziyade bir gazete köşesi gibi kullanmaya çalıştım.

Şimdilik bu kadar yeterli. Bu ana kadar bloga yorum yazan ya da yazmayan ama okuyan ve takip eden herkese çok teşekkür ediyorum. Haziranda Liverpool, Konyaspor ve Cleveland'ın şampiyonluklarını kutlayarak görüşmek dileğiyle.

aea

20 Eylül 2009 Pazar

Tek duvara toslayan City mi?

Maçı oturup izleyemedim ama kıran kıran bir maç olacağı belliydi. Hatta belki de kırmızı tarafın kazanacağı da belliydi. Ama bu kadar zorlanarak değil. Alex Ferguson'un eski öğrencisi Mark Hughes'ü her türlü nakavt edeceği bilinen bir şeydi ama Ronaldosuz Manu ne kadar zorlanacaktı? Kırmızılılar bu kez acayip kasmış ama Old Trafford ve hakem gazıyla yine yenmişler. City'nin yenilgisini buna bağlamamak lazım ama Manu'nun bu tip biriktirdiği puanlar 30. haftadan sonra çok işine yarayacak. "Federasyon buna bişey yapması lazım" diyorum sadece. Owen'ın golü de tam 'dramatic match winner' olmuş

Bakalım Manu ilk Old Trafford mağlubiyetini ne zaman alacak? Çok merak ediyorum zira bir değil iki değil artık motor zorlanmaya başladı. Ferguson olmasa teklemeye başlamışlardı bile.

Man City için ise hayati bir dönem başlıyor şimdi. Arsenal'in Henry gittiğinden beri yapamadığı 'yenilgiden sonra kolayca toparlanma' işini halledebilecekler mi? Bence Adebayor'un cezasına, Robinho ve Tevez'in sakatlıklarına üzüleceklerine oturup bunu düşünsünler.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Kitap dopingi

Konyaspor bugün tek kazanan takım değildi elbet. Bu haftaki EPL maçları arasında en çekici olanı değildi West Ham-Liverpool. Ama benim için birinci sırada.

Hafta içi rölantide bir maç ve 3-4 fark bekliyordum. Benitez bırakın takımı dinlendirmeyi, galibiyeti bile zoru zoruna aldı! Kapalı takımları açamama sorunu Liverpool'da halen sürüyor ama Premier Lig'de 90 dakika boyunca kapalı oynayan kaç takım var Stoke haricinde? İddaa tabiriyle Liverpool'un PL maçları 'alt' bitmiyor. Hem atıyorlar hem yiyorlar bunun başka türlü izahı yok. West Ham ilk yarıda olabildiğince gol bulmaya çalıştı doğal olarak. İkinci yarı gol atmaya çalışırlarsa başlarına geleceklerden haberdarlardı. Liverpool bastırdı da bastırdı ama Carragher ve Skrtel'e de acayip yük bindi. Birinin hızı diğerinin pozisyon bilgisi yok ve bu da onları çok zayıf kılıyor. Agger geldiğinde defansın toparlanmasının bir sebebi de bu. West Ham sabırlı ve etkili geldi kaç sefer. Sonunda birinde Carragher alışkanlıktan yere indirdi Hines'ı. Penaltıcı Diamanti'nin ayağı kaydı ama kaymasa kaçırırdı herhalde.

Noat Samisa her ne kadar penaltıya duran top diyenleri sopayla dövse de Liverpool bir kez daha duran toplardan avlandı. Evet PL'de yenilen 9 golün hepsi duran toplardan. Kornerlerde biraz daha konsantrasyon gerekiyor artık. PL şampiyonluğunu hedefleyen bir takım bu kadar kolay gol yememeli.

Torres'in ilk golü uzun uzun izlenmeli. WH defansının nutku tutulmuş sanki! El-Niño yine çok güzel attı golünü ve taraftarla beraber kutladı. Gol sırasında sol dizine gelen darbe de gol sevinciyle beraber unutulup gitti. Torres'in eski formuna yavaş yavaş dönmesi çok sevindiriyor. Artık kafası kitabında kalmaz umarım. Çünkü artık onun gollerini bekleyen bir takım ve milyonlarca taraftar var.

Kornerleri genelde Gerrard kullanırdı. Bu kez Yossi'ye bıraktı. İlginçtir kafayı da Gerrard vurdu ama çizgide Kuyt dokununca ona saydılar.

Sonradan oyuna giren ve oyuna hız katan bunun üstüne Torres'in ikinci golünün asistini yapan Babel'e bir alkış da benden!

Son sözüm formaya. Bize euro kit olarak tanıttılar. Ama deplasmanda da giyilebiliyormuş. Beyaz forma üzerine kırmızı yazı ve siyah şort... Harika olmuş ya!

Liderlik bu mudur?

Kendimce haklı sebeplerim gereği bu sene Konyaspor'un hiçbir iç saha maçına gitmeyi düşünmüyordum. Kararımdan vazgeçmiş de değilim. Yine bir iç saha maçını internetten canlı skor şeklinde takip ettim. 10'da geriye düştü Konyaspor. 64'te ise Kartalspor 10 kişi kaldı. Konyaspor o kırmızıdan sonra ne kadar bastırdı bilemiyorum ama galibiyeti çok istedikleri belli! Ne dediğimi üstteki resimden anlayacaksınız. 89 ve 90+2'de gol atmak öyle kolay bir iş değil. Üstelik gerideyseniz. Liderlik böyle bir şey işte!

Geçen hafta eski lider Buca'yı yenen takım liderliği ele aldığı gibi korumasını da bildi. Buca kendi evinde berabere kalınca da puan farkı 3'e çıktı. Bank Asya 1. Lig Konyaspor'a 1 numara küçük mü geldi dersiniz...

18 Eylül 2009 Cuma

Önümüzdeki sene inşallah (!)

Düşündüm taşındım. Yıllardır Türk milli takımı neden başarılı olamaz diye. Fazla uzaklara gitmedim. Cevabı Eurobasket 2009'da buldum.

Başarısızlığın 3 ana unsuru var. Birincisi kazanma alışkanlığının olmaması. Ki tüm spor dallarında çok önemlidir. Henryli Arsenal nasıl başarılı olduysa ya da şimdiki Arsenal'i neden şampiyonluk şanslarında ilk 3'te kimse saymıyorsa bu sebep çok önemli. Ya da diğer deyişle istikrar. Arsenal'e nerden geldi laf bilmiyorum ama en son milli takımda kalmıştık.

Son madalyamız 2001'de ülkemizde düzenlenen Avrupa Şampiyonası'ndaki gümüş. Ondan bu yana boş geçiyoruz. Ne olimpiyatlar geldi katılamadık. Ne dünya şampiyonaları geldi "wildcard" ile katıldık. Her türlü mücadele ettik ama bir türlü olmamıştı. Yine Eurobasket'ten önceki Efes Cup'ı izleyenler ne dediğimi anlayacaklar. Milli takım bir türlü tam oturmamış gözüktü. Ta ki Polonya'ya kadar. Turnuva başladığından beri müthiş bir milli takım vardı. Aynı mücadele devam ediyordu ama bu sefer meyvesini de alıyorduk. İlk 5 maçımızı kazandık. Tarihimizde yoktu. Tarih yaza yaza geliyorduk. Kısacası kazanmaya alışmıştık. Ama Slovenya maçı seriyi bozdu. İyi oynayan takımımız yine saçma sapan hücum tercihleri sonucu Slovenya'ya maçı hediye etti adeta.

İkinci unsur serbest atışlar. Ne zaman son topa kalan bir maçımız olsa serbest atışlarda mutlaka geriyizdir. Son topa bile kalmayan maçlarımızı saymıyorum. Kendimi bildim bileli Hidayet ve Mehmet Okur haricinde adam akıllı serbest atışçımız yoktu. İlk turda çok çok yüksek oranla serbest atış atsak da ikinci turda Ömer Aşık ile beraber takımın serbest atış yüzdesi iyice düştü. Önce Slovenya sonra Yunanistan maçlarıyla da dibe vurdu.

Üçüncü unsur ise malesef hakemler. Bu konuyu oldum olası sevmem. Ama bir gerçek var özellikle Yunanistan'ı kollayan ve özellikle Türkiye'ye kuyu kazan hakemler. İki takımın herhangi maçını izleyin. Yunanistan-X maçında hakem hatası varsa mutlaka Yunanistan'ın işine geliyordur. Ya da Türkiye-X maçında hakem hatası varsa karar mutlaka Türkiye'nin aleyhinedir. Bu kadar konuşmak yeterli hatta fazla bile oldu.

Sonuç olarak ilk iki maddeyi yendiğimiz şu turnuvada 3. maddeden sınıfta kaldık. Artık kalan maçlar önemli değil. Dünya Şampiyonası biletimiz nasıl olsa cepte!

"Afrika Kupası gidişatı değiştirir"

10-31 Ocak arası Angola'da Afrika Kupası maçları var. Gözden ve gönülden ırak gözükse de bu kupaya pek çok önemli oyuncu katılıyor. Drogba, Kalou, Essien, Obi Mikel Chelsea'den, Adebayor ve Toure Man City'den, Song ve Eboue ise Arsenal'den ilk akla gelen isimler. Bugün Stevie G de resmi siteye yaptığı açıklamada bu konuya değinmiş. Her ne kadar ocak ayına daha çok süre de olsa o güne kadar takımda uyumun sağlanacağını, üstüne üstlük Aurelio ve Aquilani'nin takıma döneceğini eklemiş.

"Chelsea, Man City ve Tottenham lige harika bir şekilde başladılar. Ama çok uzun bir yoldayız. Ligin bitimini konuşmak için erken."
"Ligdeki ilk 3 maçtan 2sini şanssız bir şekilde kaybettik. Bu mağlubiyetler bizi moral bozukluğuna itti. Ancak yavaş yavaş kendimizi yeniliyoruz."
"İyi bir takım olduğumuzun farkındayız. İyi oyunculara sahibiz. Böyle bir takımla mağlubiyet bekleyemezdiniz. Ancak olan oldu ve şimdi iyi durumdayız ve mutluyuz. Cumartesi güzel bir galibiyet alacağız."
diye devam etmekte.
Tamamı için http://www.liverpoolfc.tv/news/drilldown/N165809090918-0837.htm

Vakit geldi!

Fernando Torres'in otobiyografisi bir süredir gündemdeydi. Çıkış tarihi eylül 2009 şeklinde belirtilmişti. Bugün yayında. Ayrıca birkaç LFC Store'da da imza günü varmış taraftarlar sıraya girmişler falan. Amazon'da 9.49£'a satışa çıkan kitap, LFC Online Store'da 18.99£! Var bunun içinde bir bit yeniği ama...

Sözün özü benim bu kitabı okuyacak kadar İngilizcem yok. Girişimci bir yayınevinin Türkçe'ye çevirmesini beklemek zorunda kalacağım.

Bunun üstüne Torres bugün yaptığı açıklamada: "İlk sezonum çok iyi geçmişti ama artık o sezonda değiliz. Şu an için 6 maçta 3 gol fena sayılmaz ama daha fazlasını yapmak istiyorum." demiş.

Liverpoolfc.tv'nin forumlarında ise Torres'i bir dövmedikleri kalmış resmen.
"9 numarayı aldı ama hakkını veremedi." "Bir ay dinlenip öyle oynasın ölü gibi." şeklinde ifadeler. Neyse ben hala bu sezon Torres'in eski formuna kavuşacağı kanaatindeyim.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Vakit köstek değil destek vakti!

Anadolu kulüpleri çeşitli entrikalarla idare edilir. Hep belli dinozor kesim vardır onların dışına çıkılmaz. Yıllardır bu döngü böyle sürüp gider. Yönetimin karşısında da her zaman taraftar gibi güçlü bir kitle vardır. Onlarla anlaşılırsa ne ala, anlaşılmazsa... Genellikle koca koca laflar eden koca koca adamlar küçük(!) taraftar kitlelerine boyun eğerler. Taraftar dediklerim futbol dilencisi ya da futbolsever değil! Sanayiden kahvelerden toplama elemanlar. İşte zaten ben oradan sonrasına karşıyım Anadolu futbolunun.

Ben kendimi bildim bileli o taraftarlar hep haklıdır. Yıllar geçer yönetimler değişir durur ama zihniyet hep aynı kalır. İyi günde taraftar arkandadır. Kötü günde ise malum.

Geçen sene Konya şehrinde bir tane haklı adam yoktu. Bir tanesi çıkıp "takım bizimdir lig düşse de sahip çıkmalıyız" demedi. Lig bitti hepsi evlerine döndü sanki. Şimdi Bankasya 1. lig başlamış göz ucuyla takip ediliyor mutlaka. Bizim Konyaspor bir numara büyük gelmiş 1. lige! Ligin yeni ama güçlü ekibi Buca'yı burada 3-2 yenen bir Konyaspor var ve artık lider. Lider olup olmaması önemli değil benim için. Şimdi herkeste bir heyecan ki sormayın. Taraftarlar "şampiyon" sesleriyle şehri mi inletsin yoksa iş adamları çıkıp "Konyasporumuz..." diye mi konuşsun. Tutmayın onları bir mağlubiyete kadar.

Hep böyle gidecek değil ya Konyaspor mutlaka bir gün yenilecek. Acaba "ülkücü" Ünal'a sahip çıkan Konyalılar, Konyaspor'a son şampiyonluğunu yaşatan Hüsnü Özkara'ya aynı sabrı gösterebilecek mi? Hatırlarsak Özkara 2003'te yani Konyaspor'un Süper Lig'deki ilk senesinde 'taraftarların isteğine karşılık vererek görevinden istifa etmişti'.

Aklıma takıldı. 2003 yılında, Konyaspor o zamanın 2. Lig A Kategorisi'nde şampiyon olmuştu. Yukarıda yazdığı gibi o zamanlar da teknik direktör şimdiki gibi Hüsnü Özkara idi. Nalçacılılar grubu zamanında şarkı yaptırmış. Sözleri arasında "her sene şampiyon biz olacağız" diyor. Geçen sene her duyduğumda gülerdim. Şimdi sadece gülümsüyorum :)

Biradan bankaya geçiş

Yıllarca göğüs reklamı almayan Barcelona'yı bir kenara koyarsak Avrupa'nın en az göğüs reklamı değiştiren takımı Liverpool'dur. Şu anki reklam olan Carlsberg'in başlangıç tarihi için Wikipedia'ya bakmam gerekti. 1991'den bu yana kutsal kırmızıyı Carlsberg'in logosu süslemiş. Vefa, alışkanlık bir yana Liverpool artık ciddi miktarlarda para kazanmak istiyor ve bira markasının son teklifi kulübü pek açmış değildi. Liverpool gibi bir marka ortada da kalmayacağına göre Standard Chartered adında dev bir marka 2010-11 sezonu başından itibaren Liverpool'a sponsor olmuş. Fiyat konusunda çeşitli rivayetler var rakam vermeye gerek yok. Önemli olan bu bankanın verdiği meblağın bira markasınınkinin 2 katı olduğu. Bu gerçekten inanılmaz. Değişim her zaman olur, onu yönetmek önemlidir. Bu değişimin takıma etkisi milyon poundlarla ortaya çıkacak. Umarım kısa sürede kulüp dar boğazdan kurtulur.

Carlsberg'in son senesinde de şu formayı alamazsam içimde kalacak:

13 Eylül 2009 Pazar

Cumartesi günlüğü

  • Milli takım, İspanya ile kaç yılda bir karşılaşır, kaçında yener? Benim içimde küçük bir umut vardı. Hatta diyordum ki şampiyon olmayalım da İspanya'yı yenelim yeter. Vazgeçtim yahu. Şampiyon olalım böyle oynamışken.
  • EPL maçları ters vakitteydi hiçbirini takmadım maçlar bitene kadar. Hepsinin sonucuna bakınca ilginç oluyor.
  • Liverpool, deplasmandaki maçları iplemeyen Burnley'ye 4 attı. Yossi'nin hat-trick'i bana 2. Beşiktaş maçını hatırlattı...
  • Diğer 4leyenlerden Sunderland sanki bu sene Avrupa Ligi'ne gidecek gibi. Çatır çatır oynuyorlar.
  • Man City'nin gerçek yüzünü merak edenler için hoş maç Arsenal maçı. City de 4leyenlerden. Adebayor'un Van Persie'ye yaptığı çirkefliğin önde gideni. Bir de artık Arsenal için cicim ayları bitti. Bu sene büyüklerden sağlam dayak yiyecekler öncekilerde olduğu gibi.
  • Chelsea, Tottenham gibi çekirge moduna girmiş artık. Bakalım ne zaman düşecekler. Hep 90'da atmak da olmaz herhalde. Stoke içinse Beattie ve Sorensen'in sakatlıkları büyük şanssızlık. Evlerindeki ilk yenilgiyi aldılar. Tuncay da 65'te girmiş. Ne yapmış ne etmiş haberim yok.
  • Portsmouth'un bu sefer bahanesi yok. Galibiyetsiz Bolton'a içeride yenildiler. Nedense bana Ankaraspor'u hatırlatıyorlar. İlk düşecek takımdır kendileri.
  • Gecenin önemli maçında ise maça iyi başlayan Tottenham, rakibinin Man Utd olduğunu unutmuş sanki. Bir de bütün goller ayrı güzel. Tottenham haftaya Chelsea ile yapıyor. Onların da akıbeti o zaman belli olur. Man Utd ise Van Der Sar gelene kadar krediyi tüketir diyordum. Yanılmışım 1 yenilgileri var şu an.
  • Derbiden önce Manisa-Sivas maçı vardı. Manisa 3-1 aldı nasıl sevindim ama. Sivas küme düşse bari. Manisa da ilk yarı kümede kalmayı garantileyebilir.
  • Derbiyi izleyemedim ama Rıdvan'ın yorumlarına bakacak olursak Beşiktaş oynamış, Galatasaray kazanmış! Bir de Beşiktaş'ın 11'i hatalıymış. Neyse artık bakalım Denizli, CL'de 4. maçı çıkarabilecek mi?
  • Barca ve Real Madrid artık yavaş yavaş oturmaya başlıyor. Barca az atmış ama. Real'de Granero perdeyi açmış CRonaldo da kapatmış.

09 Eylül 2009 Çarşamba

Sevinç-hüzün karışımı bir duygu

Polonya'da Avrupa'ya açık açık meydan okuyan, ismimizi zihinlere altın harflerle kazıyan 12 cesur yüreğe mi sevineyim yoksa son katıldığı Dünya Kupası'nda 3. olan ve o günden bugüne Dünya Kupası'nın uzağından geçemeyen milli takıma üzüleyim mi karar veremedim.

Türk milli takımının tarihindeki en iyi jenerasyonlarından birini belki de birincisini harcayarak kendi hanesine kocaman bir "0" yazan Fatih Terim'e bir alkış da benden! Ardalar, Semihler değerini katlayacaktı. Oysa şimdi önlerinde bir tek Avrupa Ligi var. Belki de Arda Tottenham yerine Fulham'a gidecek. Ya da Valencia yerine Getafe'ye... Yazık değil mi? Yazık tabi.

Bir de matematiksel olarak şansımız devam ediyormuş! Hadi ordan!

06 Eylül 2009 Pazar

CL kadrosu

Bugün CL'ye katılacak takımların kadro listelerini UEFA'ya vermesi gerekiyordu. Liverpool'un listesi de açıklandı. Açıkçası pek geniş kadro olmadığından kimlerin yerinin garanti olduğu belliydi. Hatta 28 kişiden bir kısmının yedek takımdan seçileceği belliydi. Şimdi 28 kişiye bakarak artık Liverpool'un CL gibi üst düzey bir organizasyona ne derece hazır olduğunu göreceğiz.

Kalecileri değerlendirmeye gerek yok. Her zaman için 3 kaleci seçilir.
Defansa kısmında, Stephen Darby ve Martin Kelly spor olsun diye çağırılmış. Geri kalan defans oyuncularının çoğu oynayacak düzeyde olsa da Johnson haricinde hiçbiri 1. sınıf değil.
Orta sahada Damien Plessis ve Jay Spearing şu an Championship'te orta sıralarda bir takımda oynayacak düzeydeler.
Forvet ise Babel ve Kuyt'ın da forvete yazılmasıyla bayağı kalabalık görünüyor. Ama diğerlerine bakınca David Ngog, David Amoo ve Nathan Eccleston isimleri hiçbir şey çağrıştırmıyor.

Bu oyuncuların seçilmesi gençlere önem verildiğini falan gösterse de Liverpool'un CL kadrosunda 7 tane gedik olduğunu ve yılda 50-60 civarı maça çıkan Liverpool'un asıl kadrosunun 21 kişi olduğunu gösteriyor. Sakatlık olmadan geçen mucize bir sezon için bile 21 kişi çok çok az bunun üstüne bir de Liverpool'un sakatlık bakımından şanssız bir takım olduğunu düşünürsek durum pek iç açıcı değil.

İlk maç da 16 Eylül'de Anfield'da. Konuk Macaristan'ın yegane temsilcisi Debreceni. Star'ın maç programı muhtemelen açıklanmadı. Ama Liverpool'un Beşiktaş'ın ters fikstüründe (salı/çarşamba) olması büyük şans. Lyon maçlarından bir tanesini yayınlarlar diye düşünüyorum.