7 Mayıs 2009 Perşembe

Kazanan bir kez daha futbol oldu

Dünkü maçın her türlü analizini çeşitli forumlardan okumuşsunuzdur zaten. Ancak ben de fikirlerimi belirtmek istiyorum.

Man Utd-Barcelona finali hiç şüphesiz hem UEFA'nın hem de futbolseverlerin istediği bir finaldi. UEFA da kuraları bu doğrultuda çekti tabi ki. Ancak Chelsea ve Hiddink hesapta yoktu. Hiddink kuşkusuz şu anki teknik direktörler arasında teknik analiz ve taktiksel anlayışı sahaya dökme açısından dünyada bir numara! Önce formda bir Liverpool, sonra da parmak ısırtan, oynadığı oyunla başka gezegenlere atfedilen Barcelona... Tabi ki Barcelona, Real Madrid maçındaki kadar rahat olamayacaktı ama bu kadar da mağdur duruma düşeceklerini tahmin etmiyordum.

Neyse adalet yerini buldu. Son 20-30 yılın en iyi futbolunu oynayan takım son dakika golüyle ve hakemin zoruyla da olsa finale çıkmayı başardı. Finalde de Barça'yı tutacağımdan şüpheniz olmasın.

Bir de Sabri... pardon Alves'i kınıyorum oynadığı futboldan dolayı...

5 Mayıs 2009 Salı

Sami Hyypia

35 yaşındaki emektar futbolcunun 10. sezonuydu bu sene Liverpool'da. Yıllar boyu Liverpool defansı denince akla gelen iki isimden biriydi Carragher'la beraber. Şimdi Leverkusen ile anlaşmış iki yıllığına. Sanıyorum kariyerini orada bitirecektir. Ama mutlaka Anfield'a gelip bir jübile maçı yapması gerek. Kendisine Leverkusen'de ve geri kalan hayatında başarılar diliyorum.

Güle güle Sami Hyypia...

Lakers'ı düz ovada avlarlar...

Houston serinin ilk maçında Los Angeles'ta Lakers'ı 100-92 mağlup ederek 1-0 öne geçti. Yao Ming, Artest ve Aaron Brooks toplam 68 sayı atarak galibiyette önemli rol oynamışlar. Play-offlarda Lakers'ın 2. mağlubiyeti ve yarı finallerin ilk sürprizi diyebiliriz. Zira Orlando'nun Boston'ı mağlup etmesi sürpriz sayılmıyor şu an.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Devir-teslim

Haftasonu Championship'te normal sezon bitti. Wolverhampton Wanderers ya da diğer adıyla 'Wolves' zaten garantilemişti. Bunun yanında 2. olan Birmingham da EPL'ye çıkmaya hak kazandı.

3, 4, 5 ve 6. sıradaki takımlar (Sheffield, Reading, Burnley, Preston) da play-off oynayacak ve EPL'ye gidecek 3. takım da belli olacak.

Peki önümüzdeki sezon onların yerine kimler Championship'te mücadele edecek?

1- West Bromwich Albion (28): 12. haftadan beri ligde 20. olan West Brom'un çoğu kişiye göre hiç şansı yok. Doğrusu haksız sayılmazlar. Bu kadar hafta rölantide bekleyip son 3 hafta 3 galibiyet alma ihtimali yok.
Kalan maçlar: Wigan, Liverpool, Blackburn (A)

2- Middlesbrough (31): Tuncay'ın takımı olarak aklımızda kalan M'boro ise 19. haftadan beri düşme tehlikesi ile boğuşuyor. Matematiksel olarak şansları hala var ancak bu istikrarsızlık ve isteksizlik onları 2. favori haline getiriyor.
Kalan maçlar: Newcastle (A), Aston Villa, West Ham (A)

3- Newcastle United (31): İnişli çıkışlı bir grafik çizen Newcastle'ın bu hale düşeceği hiç kimsenin aklına gelmezdi aynı Middlesbrough gibi. Kadro olarak da birçok takımı geride bırakan Newcastle'ı geçtiğimiz haftalarda teknik direktörlüğe gelen Alan Shearer da kurtaramadı. Bu haftaki Middlesbrough maçını kazandıkları takdirde kalmayı hak edebilirler.
Kalan maçlar: Middlesbrough, Fulham, Aston Villa (A)
4- Hull City (34): Sezonun hemen başında ilk 10'a girmişlerdi. Lige yeni katılan bir ekip için oldukça üst düzey bir başarıydı. Ancak sonrasında başarısızlıklar aldı başını gitti. En son düşme hattının hemen üstünde kendine yer buldu Hull. Eminim şu an ligin ilk yarısında aldıkları puanların her birine şükrediyorlardır. Ligde kalırlarsa muhtemelen 3-4 puan farkı ile kalacaklar. Diğer takımlardan bir fazla avantajı da kalan maç sayısının 4 olması. Gerçi biri Man Utd ile. Nasıl bir avantajsa...
Kalan maçlar: Aston Villa (A), Stoke, Bolton (A), ManU

5- Sunderland (35): Hull'un hemen üstünde duran Sunderland'in ayrıca bir maç fazlası da var Hull'dan. Fikstür olarak iddiasız 2 takımla ve Chelsea'yle oynayacaklar. İlk iki maçtan 4 puan kaptıkları takdirde ligde kalırlar.
Kalan maçlar: Bolton (A), Portsmouth (A), Chelsea

6- Blackburn (37): Aslında Blackburn bundan sonra maç kazanamasa dahi ligde kalır büyük ihtimal. Ama biz yine de ligde kalmasını hesaplayalım. Tugay'ı yedek takıma yolladılar ya sırf o yüzden düşmelerini de istiyorum aslında...
Kalan maçlar: Portsmouth, Chelsea (A), West Brom

27 Nisan 2009 Pazartesi

Bayrak hoca ve istikrar

Alex Ferguson, aklımıza istikrar denilince gelen ilk isim. İkincisi ise bayrak adam. Çok lafını etmişizdir bir Gerrard ya da Giggs'in. Bayrak adam denilince bu tip isimler sıralanır ve bayrak adam özellikleri bir bir söylenir. Ama bayrak adamdan başka bir şeye daha ihtiyaç vardır istikrar için. O da bayrak hoca...

Ülkemizde hep süregelen bu tartışmalar hepimiz bu dünyayı terk eyledikten sonra da devam edecektir. Eminim ki Yılmaz Vural, çok çok ileride antrenörlük eğitimi verilen kuruluşlarda ders olarak okutulacaktır. Giray Bulak ve Hikmet Karaman'ın son üç sezon çalıştırdığı takımları en kısa sürede cevaplayanlara Anadolu turu yapılacaktır. Neyse konudan fazla uzaklaşmayalım. Ülkemizdeki maddi ve ruhi şartlar her ne kadar istikrarsızlığı zorlasa da bu tip toplumsal ve sportif sorunların oluşumunda bu insanların katkısı yadsınamaz. Sonuçta bu insanlar bir yerde bayrak hoca olmayı hiçbir zaman istememişlerdir eminim. Yani tutup Giray hocanın bu sene sonunda "Konya'da kalmak istiyorum" diyeceğini hiç sanmıyorum. Tam tersi "Sene bitse de başka şehre gitsek artık" diyeceğini sanıyorum.

Sözü uzatmadan Ersun Yanal'a getirelim. Ersun hocanın yıllardır bir şeyler çabaladığı ortada. Hatta bu sezon da kendisinin çabalarını da katarsak Trabzon'un gururlu bir yükselişi vardı. Sonraları her ne kadar formdan düşse de toplama bir takımın ilk sene yapabileceklerinden çok fazlasını yaptı Trabzon.

Ancak benim şahsi kanaatim Ersun hocayı istifa noktasına getiren şartlar, ülkemizin başkan ve taraftarlarının klasik söylemlerinden ve tabii ki birkaç mağlubiyetten çok daha fazlası. Her şehirde bunlar olur. Artık bunlara katlanmış ve 29 hafta atlatmış bir hocanın bu tip deli saçması hareketleri dikkate alması gerçekten doğru bir davranış değil. Bence Ersun hocayı bu noktaya getiren en büyük sebep kendi iç dünyasındaki bazı hesaplaşmalar. Ersun hoca Trabzon'u en az bir, en fazla iki sezon götürmek istiyordu. Ancak bir bayrak hoca olma fikri aklından geçmiş olsaydı bu takım seneye yalnızca 3-4 nokta transferle daha güçlü ve daha tecrübeli bir hale gelecekti. Malumunuz bu seneki başarısızlığın (?) temel sebebi tecrübesizlik. Çünkü ne Ersun hoca ne de futbolcular şampiyonluğa hazırdı. Hepsi aslında 3-5 arası bir sıralamayı kabullenmişti bile.

Neyse sözün özü Ersun hocayı istifaya götüren sebep içinde bulunduğu şartlardan ziyade kendisinde bayrak hoca isteğinin olmamasıdır.

Fierce rivalry


Sporun tarihi boyunca derbiler ve rekabetler hep önemli olmuştur. Türkiye'nin futbol tarihinde FB-GS-BJK rekabeti olmasaydı kimbilir ne kadar acı olurdu ligimiz. (Şu an da çok iyi sayılmaz aslında) Neredeyse her sporda da vardır böyle rekabetler. Ecnebiler buna "fierce rivalry" demişler. Tam karşılığı yok gibi aslında. "Hararetli rekabet" gibi bir şey oluyor direk çevirince. Biz buna en iyisi "ezeli rekabet" diyelim.

Araştırmak gerek tabi diğer sporları ama NBA'de de derbiler (yerel derbi olmuyor bunlar) bir başka olur. Eskilerden gelen Boston-Lakers efsanesi vardır mesela. 2-3 sene öncesine kadar bu takımlar konferanslarında play-off'a dahi giremezlerken bile maçları çok farklı olurdu.

Şimdilik sadece NBA'deki rekabetlere değinip geçmek istiyorum zira diğer sporları da bahse dahil ettiğimizde sıkıcı ve uzun bir yazı olacak.

MJ zamanından gelen Chicago-Detroit ve Chicago-New York rekabetleri vardır. Gerçi artık bu gibi maçlar pek zevkli gelmiyor. Takımların elinde bir Jordan yok tabi.

Detroit takımının ise Cleveland ile de bir rekabeti vardır. Doğu konferansının Central grubunda yer alan bu iki takımın rekabeti aslında LeBron James'in NBA'e adımını atmasıyla başladı. Central grubunu süpüren Detroit, karşısında rakip istemiyordu. Onların o zamanki rakipleri San Antonio idi. 4-5 sene art arda konferans finaline çıktılar. Bir defa Lakers bir defa Spurs'ü finallerde yenerek şampiyon bile oldular. Sonrasında Doğu'da bir ışık belirdi aşağılardan. Sonra play-off'larda kendisine yer buldu. Birkaç seneye kadar Detroit'le baş edecek bir takım haline geldi Cavaliers. Bundan 3 sene önce ucu ucuna kaçırmıştı elinden. Rasheed Wallace "Beş kişiye karşı bir adamın hiç şansı yok demişti." Belki de o zamanlar başladı bu rekabet. 2 sene önce ise o "bir adam" beş kişiyi tek başına mağlup edip finallere adını yazdırmıştı.

O günden önceleri de bir arkadaşım fanatik Detroitli idi. Oyuncular sahada biz de okulda savaşırdık işte. Bir takım bu kadar kısa sürede bu kadar mı ezik duruma düşer? Bunu bilmek zor değilmiş bunu gördük.

Ben de her Cavsli gibi Detroit karşısındaki 4-0'lık ezici farka sevindim aynı bir Liverpoollunun herhangi bir Everton galibiyetine sevindiği gibi.

26 Nisan 2009 Pazar

Aliağa için hızlı hücum şansı...


Tatil sebebiyle bir süredir piyasada yoktum. Olanların takibi biraz zor da olsa bir şekilde becerdim. Liverpool'un haklı galibiyeti, Manu'nun geri dönüşü, Orlando'nun geriye düşmesi gibi olaylara sadece seyirci kaldım. Ancak asıl beklediğim maç bugündü. Aliağa Petkim-Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi... Selçuk kazansa matematiksel olarak kalmayı garantiliyordu. (Ben hala ligde kalacağına inanıyorum)

İlginçtir, Aliağa bundan 15 hafta önce lig 5.si olarak geldiği Konya'dan mağlubiyetle ayrılmış ve 15 maçın -Casa Ted maçı hariç- tümünde yenilmişti. Bu kadar maddi ve manevi desteğe rağmen yerlerde sürünmesi birçok çevreden tepki almıştı. Hatta ligden düşme adaylarının başında geliyorlardı. Bu maçla beraber ligde kalma ümitlerini artırdılar. Fikstür olarak Kepez ve Selçuk'tan daha iyi değiller. Ama kalma ihtimalleri mevcut.

Bu kadar Aliağa muhabbeti yeter şimdi Selçuk hakkında konuşalım. Malunuz geçen hafta tarihi yenilgiye şahit olmuştuk. İç sahada ilk defa ilk yarıyı geride kapatmamız da zaten tarihi farkın sinyallerini veriyordu. Bu hafta Ekene takıma geri döndü ancak takımda hala oturmamış şeyler olduğunu gördük. Leroy geçen üç haftada herkesi büyülerken bu hafta 8 sayıda kaldı. Sayı bir yana ribaundlarda da etkisiz kaldı. Takımın ikinci yıldızı Alex Dunn ise 10-7'lik bir performansla bizleri bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.

Şimdi kalan iki maçtan (TT ve Daçka) birini kazanırsak ligde kesin kalıyoruz. Bu haftaki TT maçına da katılacağız. Selçuk'umuz bizi iki defa sevindirsin artık.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Houston, sorun var!

(4x4)^2 oldu şimdi. Malumunuz son 1 hafta içerisinde (iki adet salı günü) 2 defa 4-4'lük skorla ayrıldık sahadan. Hani futbol dersi falan ama önce ECC'den havlu atmak sonra EPL'yi büyük ölçüde kaybetmek hoş olmadı. Belki hücum hattı bu iki maçta en iyi maçını oynadı ama defans hattı ve sanayici abimiz Reina iki maça damgalarını vurdular.

Arbeloa'nın top kayıpları, Agger'in asisti, Reina'nın şanssızlığı... Arsenal maçı da böyle geçti. 8-9 eksikle Anfield'a gelen Arsenal'in eline verip yollayacağımızı düşünürken bu puan kaybı çok kötü oldu açıkçası.

Arshavin hakkında söyleyecek sözüm çoktu ama bunları sınırlayım. Ben ilk Zenit'te oynarken, sonra Rusya milli takımında patlama yaptığında, Arsenal'e geldiğinde ve Arsenal'deki ilk maçları yaptığında hep Arshavin'in aleyhinde konuşmuştum. Bu laflarımı geri alacak değilim. Arshavin'in iyi bir futbolcu olduğunu hala düşünmüyorum. İster 4 atsın ister 5. Yani dün oluşan bir nefret değil bu. Neyse bu kadar saydığımız yeter.

Bu geceden bize kalan sadece geriye düştüğümüzde (3 kere oldu) maçı çevirmek için yeterli konsantrasyona sahip olduğumuzu öğrenmek oldu. Olsun EPL başka bahara demek acı geliyor ama öyle olacak. Sonuçta "yensen de yenilsen de..." diyorum

18 Nisan 2009 Cumartesi

Sürpriz...


Chicago, ilk maçta doğu 2.si Boston Celtics'i deplasmanda 105-103 mağlup etti. Umarım bu serinin galibi Chicago olur. Boston'ın saha avantajını da bitirmişler zaten.

Umudumu kaybettim, hükümsüzdür...

Cuma günkü Fenerbahçe Ülker maçı hakkında yazmam gereken yazı için beklediğim ilham bir türlü gelmedi. Hala da gelmiş değil. Yediğimiz 44 fark uzun süre bizi tok tutar zaten. Neyse artık sağlık olsun.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Dünya derbisi

Pazar günü gördük dünya derbisini (!) Ama dünkü maç bir İngiliz derbisi yahut bir Şampiyonlar Ligi mücadelesinden ziyade son yılların en büyük "futbol dersi" idi. Bu "ders" konusunda taraf ayırmaya gerek yok. İki takım da hem maçın isminin hem de skorun hakkını verdiler. Öncelikle bu iki takıma şükran dileklerimizi iletelim.


4-4'lük skor bile maçın öyle değme maçlardan olmadığını belli ediyor. Maç içerisinde olan geri dönüşler, taktiksel hamleler, bir satranç müsabakası gibi piyonlarla değişen skorlar... İşte futbol olan buydu. Geçtiğimiz günlerdeki bir maçta (isim vermeyim de belli olmasın) futbolun isminden çok gecenin sonundaki boks maçı konuşulmuştu. Sanırım 3 gün içerisinde bu iki maçı görmek kalbimize acayip duygular yaşatıyor.

Maç hakkında yapacağım her yorumun daha önce başkaları tarafından yapıldığını biliyorum. Sonuçta aklımızdan ortak olarak geçen şeyler bloglarda ayrı ayrı yazıyor.


O yüzden maç değil de maçtan sonraki durumu konuşalım. Artık Liverpool ECC'de mücadele etmiyor ve mücadele ettiği kulvar sayısı teke inmiş durumda. Bu takımı mutlaka psikolojik ve fiziksel olarak olumlu etkileyecektir. ECC'den elenmenin kendilerini mental anlamda çok etkileyeceğini sanmıyorum. Önlerinde koskoca bir EPL var ve şampiyonluk şansı hala sürüyor. Rakip Man Utd'ın ise yarıştığı kulvar sayısı 3: FA Cup, ECC ve EPL. FA Cup finali haftaya Everton ile. Bu kupanın onlar için pek önemi yok ama eğer ECC'de Porto ve yarı finaldeki rakibi eleyip finale yükselirlerse EPL'yi pek de önemseyeceklerini sanmıyorum. O yüzden bundan sonra ECC'de Manchester'ın tur atlaması Liverpool'un işine yarayacaktır. Liverpool da bunu iyi kullanabilirse neden olmasın?

13 Nisan 2009 Pazartesi

Rafa: Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok


Teknik direktör Rafael Benitez bugün yaptığı basın toplantısında yarınki maç hakkında konuşmuş. (Klişe bir cümle oldu. Adam tutup da 3 hafta sonraki EPL maçını konuşacak değil ya...) Biz de hemen Liverpoolfc.tv'den okuyup çevirdik. Buyrun satırbaşları:

  • Şu an kaybedecek bir şeyimiz yok. Onlar kazanmak zorundalar ve tüm baskı onların üzerinde. Ancak bunu kaldıracak ECC tecrübesine ve kaliteye sahipler.
  • Erken gelecek bir gol iki takım için de çok önemli olacaktır. Ama bizim atacağımız gol turun gidişatını değiştirebilir.
  • Bu futbol. Futbolda her şey olabilir. İnanmak zorundayız ve bu işin üstesinden geleceğimizi kafamıza koymalıyız.
  • Her basın toplantımda bana İstanbul'u soruyorsunuz. Bu konuda haklısınız. Şu anki kadromuzda o günü yaşayan futbolcular bulunmakta. Onlar nasıl olduğunu bilirler. Umarım o fantastik gece gibi bir geceyi daha taraftarlara yaşatırız.
  • Gücümüzün yettiğini biliyoruz. Daha önce deplasmanda büyük takımlara goller attığımızın farkındayız. Old Trafford'daki 4-1'i hatırlayın.
Daha da uzatmış İspanyol maç hakkında. Taktiksel vs. bilgiler vermiş ama biz uğraşmayalım. Sonuç olarak yarınki Chelsea maçından ben de umutluyum ancak bu umutları toplasak bir tur eder mi bilemiyorum.