24 Mayıs 2009 Pazar

Kalır mı?

Konyaspor'un 6 puanlık(!) maçlarından bir tanesi bugün Fenerbahçe'ye karşı. Malum bir klişe vardır: teknik direktörünü değiştiren takım ilk hafta kazanır, ikinci hafta berabere kalır, sonra düşüşe geçer. Özellikle Türkiye'de pek rastlanır böyle olaylara.

Konya da geçenlerde Ünal Karaman ile anlaştı. Ünal hoca ve Konya yönetimi zaten her daim anlaşmaya meyilli. Ünal'ın Konyalı olması bunda bir numaralı etken. Neyse konumuz bu değil çünkü ben bu teknik direktör değişimlerine takılmayı pek sevmiyorum malum ülkemiz şartları...

Fenerbahçe düşüşte olan bir ekip bunu biliyoruz. Saçma puan kayıpları ve işbilmezlikle buraya kadar geldiler. Fenerbahçe'nin Konyaspor'a karşı Kadıköy ortalaması 4 gol. Ama Konya hiç bu kadar önemli maç için Kadıköy' gelmedi. Tabi geldiğinde de Fener hiç bu kadar kötü değildi. Konya bu maçtan puan almak zorunda. Son hafta Ankaraspor'u yeneceğini düşünüyorum. Ama kalmak için yeterli olmayacaktır. Zira Konyaspor'dan çok daha özveriyle oynayan takımlar var.

Futbolun duygusal yanı

Galatasaray, Glasgow Rangers ve Blackburn Rovers takımlarında geçti kariyeri. Galatasaray'da UEFA'yı kaldıran kadroda yoktu maalesef. O senenin devre arasında gitmişti İskoçya'ya. Yine de Galatasaray'la 6 lig, 4 kupa şampiyonluğu var 9 senede. Rangers'ta ise 1,5 senede 1 lig, 1 de İskoç kupası kaldırmışlığı var.

2001 yılından beri Blackburn'de oynuyor. Tugay'ın kariyerinin de bir sonu olacaktı mutlaka. O gün bugün. Taraftarlar ve Blackburn camiası Tugay'a veda edecek West Brom maçıyla. Biz de kendisine geri kalan hayatında başarılar diliyoruz. Bakarsınız bir gün kaldıramadığı UEFA'yı Galatasaray'ın başında kaldırır...

Paolo Maldini de futbolu bıraktığını açıklamıştı sezon içinde. Bugün kendisinin pek aşina olduğu San Siro'daki son maçına çıkacak. Muhtemelen gözyaşları içerisinde veda edecektir kırmızı-siyah formaya. Kendisine geri kalan hayatında mutluluklar diliyoruz.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Son nefeste

Müthiş maçtı kesinlikle. Bu Cavs insanı deli eder çıldırtır ama gerçekten heyecan doruktaydı. Maçın başında kontrol her zaman olduğu gibi ev sahibindeydi. 2. çeyrekte bir ara Stan Van Gundy mola aldığında skor 43-20 idi maçın en farklı skoru yani. Sonrasında hepimiz az çok Orlando'nun farkı kapatacağını tahmin ediyorduk ama son 7 dakikanın başa baş geçeceğini çoğu kimse tahmin edemezdi. Velhasıl takım bütün olarak göçtü 3. çeyrekte. Mo Williams tüm sezonun sempatisini 10-15 dakikada harcayacaktı son çeyrekte patlamasaydı.

Sorunlar her zaman olur ama bunun üstesinden gelmek bazen çok kolay olur. Bu sabah olmadı işte. Williams, LeBron, Varejao derken bütün takım rakibe çalıştı. Maçı en çok isteyense ne LeBron ne de Mike Brown'dı. En çok isteyen isim Delonte West idi. Maçın kilitlendiği bölümlerde pasları ve şutları ile takımı sürükledi adeta. Sayısal manada bunu göremeyebiliriz ama mental olarak takım liderliğini -istemeden de olsa- üstlendi. LeBron 42 dakika oynarken kendisi 45 dakika süre aldı.

Son 7 dakikadaki 7 sayısı olmasa mağlubiyetin en büyük mimarı olacaktı Maurice Williams. 42 dakika sahada kalıp bu kadar verimsiz olan oyuncu çok azdır. Mike Brown ise Williams'ı o haliyle bile sahada tutup Daniel Gibson'ı hiç oyuna almadı. İlginç bir karar. Koçların kararı tabi ki doğruya en yakındır. Zira oyuncunun antremandaki durumunu, form grafiğini, mental olarak hazır olup olmamasını bizim bilmemiz olanaksız. Ama yine de bazı anlarda Mo-Will saç baş yoldurdu. 21 şut deneyip 7 defa isabet buldu.

Gelelim Orlando cephesine yani Hidayet'e. Maç başında Lewis ve Hido beklenilenin bile çok çok altında oynadılar. Uzun süre sayı atamadılar. Sonrasında biraz açıldılar. Hele Hidayet az daha maçı kurtarıyordu hatta elinden geleni yaptı kurtarmak için. Dwight bir süre sahada gezindi durdu. İlk maçtaki 30 sayıdan eser yoktu. Maç bittikten sonra baktım 18 ribaund almış. Maçta takibi zordu tabi :) Cleveland'da Mo Williams ne kadar maçı vermeye zorladıysa Orlando'da da Alston çok zorladı. Ama Van Gundy o kadar sabredemedi.

Son söz olarak da son şuttan bahsedelim. Hido takımının maçtaki en önemli sayılarının yani son 5 sayısının altına imzasını koydu. Son şutundan sonra rakibe 1 saniyelik şans tanıdı. LeBron ise gerçekten muazzam attı üçlüğü. Sadece ben değil muhtemelen Mike Brown bile beklemiyordur girmesini. Sonrasında tabi sabah sabah evi dağıttık sevinçten. Şunu da unutmamak lazım; önemli olan kazanmaktı, yarışmak değil.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Bu son olsun

Seneye büyük ihtimal futboldan elini eteğini çekecek olan Alex Ferguson'un -umarım- son kez Premier League kupasını kaldırışı

City nereye böyle?

Araplar alalı beri fantezi peşinde koşan Manchester City şu an hüsrana uğramış durumda. Milyon poundlar döküldü orta seviyeli futbolculara. Nigel de Jong, Shay Given, Craig Bellamy, Wayne Bridge. Şimdi ise 10. sıradalar. Geçen hafta Tottenham'a 2-1 yenilince Avrupa hayalleri suya düştü. Artık sadece EPL, League Cup ve FA Cup için yıldız futbolcu getiremezler. Onun yerine EPL'nin orta sıralarına hükmeden ancak büyük takımlarda oynamaya müsait olmayan oyuncuları alsalar kendileri için iyi olacak. Tabi makul fiyatlara. Yoksa kısa sürede Araplar bu işte pek kârın olmadığını anlarlarsa City bir başına kalır ortada...

Ah Denver!

Bu sabahki maçı canlı izleyenlerdendim. Heyecan ve kalite çok üst seviyedeydi. Bir konferans finaline yakışan maçtı diyebiliriz. Maçın ilk yarısı 55-54 sonuçlandı Lakers lehine. İkinci yarı ise fark bir anlık 7'ye çıktı onun haricinde hep başa baş geçti. Carmelo'nun müthiş yüzdesi ve mücadelesine karşılık Kobe'nin imkansız şutları vardı. Ama son saniyelere kadar böyleydi. Chris Andersen'i de tebrik etmek lazım gerçekten çok mücadele etti. "Bird man" lakabının hakkını verdi sayılır.
Gelelim sona. Son hücum tam Denver'a gelecekken Kenyon Martin'in çok çok gereksiz faulü, mola sonrası Anthony Carter'ın tecrübesine rağmen yaptığı o cahilce hata... Belki fauller Kobe haricinde birine yapılsaydı maç gelebilirdi ancak olmuyor işte. Fark 3 olduğunda 5 saniye kalmıştı. Kaan Kural'ın da söylediği gibi taktik faul yaptırmayı pek tercih etmeyen Phil Jackson faul yaptırdı JR Smith'e. JR, ilkini atıp ikincisini kaçırmasına rağmen Denver uzunları, ribaundu Kobe'ye kaptırdı ve maç sona erdi. Olmayacak sonuç oldu. Maç boyu kontrol Denver'daydı halbuki. Ama bize şunu söylediler aslında: Lakers Staples'ta kaybedebilir. Biz de bunu umacağız seri bitene dek.

19 Mayıs 2009 Salı

Yaramazlar

Batuhan ve Engin, Es-es'in iki yaramaz çocuğu. Batuhan geçtiğimiz haftaya kadar kadro dışıydı Fener maçından sonraki davranışı sebebiyle. Engin ise sürekli takımdan herhangi biriyle kavga çıkaran egoist bir genç. Son kavgası Youla ile olmuştu.

Bu pazar çok önemli bir maçları vardı Konyaspor ile. Ligin en önemli maçıydı iki takım için de. Yenen ligde kalıyor, kaybeden düşüyor, berabere olursa ikisinin de şansı devam ediyordu. Konya ekibi öne geçmesine rağmen üst üste iki gol yiyince 32 haftanın alın terleri(!) boşa gidiyordu. Goller Batuhan ve Engin'den. Rıza hoca ne der bilemiyorum ama ne olursa olsun bu çocuklar yüzünden ligde kalacak.

Konyaspor'a Bank Asya'da, Es-es'e Süper Lig'de başarılar...

12 Mayıs 2009 Salı

"Kontrat sorunlusu Tevez Liverpool ile flört ediyor"



Başlığımız Football Manager'ın Türkçe versiyonundan. Kontratını yenilemeyen ve başka kulüplerle görüşen futbolcular için kullanılıyordu oyunda. Ama Tevez için bu doğru sayılmaz. Tevez kalmak istemesine rağmen kulüpten sözleşme teklifi gelmediğini belirtmişti geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmada.

Yine o konuşmada İngiltere'nin yerine -İspanya dahil- hiçbir ligde forma giymeyeceğini söylemişti. Bugün ise "Liverpool ve Kop tribünü için oynamak isterim" demiş bir radyo programında.

Ne diyelim bekleyip göreceğiz.

Denver finali erteledi


Dallas karşısında seride 3-0 önde olan Denver dün geceki maçı kaybederek konferans finalini erteledi. Dallas'ta 44 sayıyla Nowitzki maçın yıldızıydı. Ancak bu galibiyetin Denver'ı pek etkilemeyeceğini düşünüyorum. 5. maçta işi bitirirler.

Bu geceki diğer maçta ise Atlanta Hawks, 2009 NBA play-offlarına veda etti. Lig 1.si Cleveland karşısında zaten pek şansı bulunmayan Atlanta, 4. maçı da kendi evinde kaybedince seri 4-0 bitti. LeBron'un 27, D. West'in 21 sayısı galibiyeti getirdi.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Houston başa döndü

İlk başta Lakers'ın saha avantajını ortadan kaldırmasıyla bizi şaşırttıktan sonra kendi evinde de bir maç kaybeden Houston Rockets 4. maçı kazanarak seriyi 2-2 yaptı. Üstelik oldukça rahattı. Maç ne kadar 12 sayı farkla da bitse ilk yarı 27, 3. çeyrek 29 sayı farkla bitmişti. Skor olarak da bir diğer ayrıntı son çeyrekte 33-16'lık bir Lakers üstünlüğü olmasıydı.

Peki bu müthiş zaferin baş mimarı kimdi? Yao Ming sakatlanmıştı, T-Mac zaten yılın yarısını sakat geçiren bir isim. Artest de 8 sayıda kaldığına göre... Sürpriz bir isim, Aaron Brooks, 34 sayıyla maçın en skorer ismiydi. Olağanüstü savunması ve beklenmedik hücum katkısıyla Shane Battier elbette takımdaki 2. en iyiydi.

Sözü uzatmadan Orlando-Boston serisine getireyim. Chicago serisinden yaralı çıkan Boston kimse tarafından favori gösterilmiyordu ancak 2-2 yaptılar skoru. Yine son saniye, bu kez Glen Davis.

Bu gece ise iki seri büyük olasılıkla bitecek. LeBron ve saz arkadaşlarına başarılar...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Stressiz geçen bir gün daha


Puan yükseltme maçında kazanan Liverpool oldu 3-0'la. Gerrard'ın 2 golü ve Babel'in tek golü var. Benitez için en stressiz maçlardan biriydi. Artık ligi çevirmek için şans falan yok. Man Utd aynı rahatlıkla Manchester derbisini alacaktır. Onlar da artık ufaktan ECC'yi düşünmeye başlasınlar. Zira karşılarında yılın 1 numaralı takımı olacak.

Uzun zamandır sakatlık veya başka sebepler yüzünden piyasada görünmeyen Torres hem ilk golün asistini yaptı hem de penaltıyı yaptırdı. 72. dakikada yerini Babel'e bıraktı.

Maç ile ilgili bir diğer ayrıntı da çoğu penaltıda kalecinin soluna atan Gerrard'ın bu kez kalecinin sağına attığıydı. Penaltıyı kaleci iyi kurtardı ama top önüne düşünce tamamlamayı da bildi.

Bir de Guardian Football'un canlı anlatım servisinde denk geldim. Bu sezonki Liverpool gollerini zaman aralıklarına bölmüşler. Dikkatimi çekti hemen buraya aktarayım:

Times of Liverpool goals:
0-15 mins = 5
16-30 mins = 7
31-45 mins = 14
46-60 mins = 9
61-75 mins = 11
76-90 mins = 25

Düşenin dostu olmaz


Ligin en az bütçeyle kurulmuş takımı ya da ligin tek üniversite takımı idi Selçuk. Bilet fiyatları oldukça düşüktü ve tam olarak üniversitelilere hitap ediyordu. Kampüsün içindeki spor salonu ve cazip bilet fiyatlarından başka neye gerek vardı ki. Bu avantajından da oldukça faydalandı. Sezonun büyük çoğunluğunda iç saha maçları başa baş ve seyir zevki üst seviyede geçiyordu. Alınan mağlubiyetler pek önemsenmiyordu çünkü düşmeye aday 5-6 takım mücadele ediyordu. Bir ara 5 maçta 4 galibiyet serisi yakalandı. Başı KSK sonu Oyak Reno maçı. Aliağa zaten serbest düşüşte, Kepez de Aliağa'ya ikram yapmaktan çekinmiyordu. Tüm oyuncular psikolojik olarak ligi bıraktılar o an. Çünkü Aliağa'nın o durumdan geri gelecek mecali falan yoktu. Sonra da bizim serbest düşüş...

Bugünkü maçlar için klasik maç muhabbetlerine girmeye gerek yok. Oyak maçına kadar yenileceğini bilse dahi alın terini ortaya koyan takım ne yazık ki son 5 maçta en ufak bir direnç gösteremedi. Bu takım, bu rezil hali hak etmiyordu. Keşke daha iyi yerde olabilseydi.

Büyük ihtimalle bu yazım Selçuk Üniversitesi ile ilgili son yazı olacak. Seneye zaten yoğun sınav temposu var bir de gidip TB2L'yi takip edecek durumum olmayacak. Bir önceki cümle oldukça iyimserdi. Çünkü eğer Selçuk, kulübü kapatmazsa 2. ligde zor günler bekliyor olacak. Bildiğiniz üzere sponsorlar paranın olduğu yerde olurlar. Sözleşmesini yenilemeye yanaşmayan Mutlu Akü'nün yerine sponsor bulunamadığı takdirde kepenk iner. Bu durumda başlığa bakmak lazım: düşenin dostu olmaz. Öyle olunca da bizim Selçuk efsanesi tarihin tozlu raflarına karışmış olur.